13 Kasım 2014 Perşembe

Ekim Devriminden 97 Yıl Sonra Kapitalist Rusya

Rusya'da devlet firmalarında çalışan bazı yöneticilerin aldığı maaşlar açıklandı:
- "Rosneft" firması yöneticisi Igor Seçin günde 4.5 milyon ruble!
- "Gazprom" yöneticisi Aleksey Miller günde 2.2 milyon ruble!
- Rus Demiryolları yöneticisi Vladimir Yakunin günde 1.3 milyon ruble!
Bugün Rusya'da asgari ücret ayda 5.554 ruble! Avrupa Birliği'nin en yoksul ülkesi Bulgaristan'daki asgari ücretten %25 daha düşük bir ücret bu.
Ama Rus milyarderleri dünya zenginler kulübündeki yerlerini koruyorlar. Ülkenin ekonomisi bozulmasına rağmen 85 "süper zenginin" yaşadığı Moskova bu "alanda New York'u da geride bırakmış durumda.
İşte Ekim devriminden 97 yıl sonra kapitalist Rusya'dan bir sahne.
Şüphesiz Rusya proletaryasının bu milyonerler kulübünün mallarını tekrar kamulaştıracağı gün gelecektir.

Rus Emperyalizmi Üzerine Kısa Bir Alıntı

"Rus emperyalizminin Ukrayna ve diğer eski Sovyet Cumhuriyetlerinde yaşanan kanlı savaşlardaki sorumluluğu Batı ülkelerinin emperyalizmine ait sorumluluktan daha az değildir."
(Rusya Komünist İşçi Partisi Yayın Organı "Trudavaya Rossiya", Sayı 19 (430)

İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu

Aşağıda, İngiltere'de geçen hafta yüzbinlerin sokağa çıkmasına yol açan önemli bir ekonomik gösterge var.
İngiltere'de reel ücretler tarihin en düşük seviyelerinde.
2008 krizinden bu yana yüzde 10'luk bir düşüş söz konusu.

Güncel Haberlere Diyalektik Bakış

"Metafiziğin tersine diyalektik, dogayı, birbirinden kopuk, birbirinden tecrit edilmiş ve birbirinden bağımsız şeylerin, görüngülerin tesadüfi bir yığın olarak değil, fakat birbirine organik olarak bağlı ve birbirini koşullandıran şeylerin, görüngülerin birbirine bağlı yekpare bütünü olarak görür." (Stalin, Diyalektik ve Tarihi Materyalizm Üzerine)
Bu hafta gazetelerde çıkan ve ilk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen bazı haberleri sıralayalım:
1) "Emniyet Genel Müdürlüğü 2015 yılında bir buçuk milyondan fazla gaz ve ses-ışık bombası almayı planlıyor."
2) "...son bir ay içinde Kobanê direnişine destek eylemlerinin ardından Kuzey Kürdistan ve Türkiye'den 2137 kişinin gözaltına alındığı, en az 530 kişinin de tutuklandı"
3) "Son iki ayda en az 10 bin adet lüks otomobil satılırsa, 2013'ün 65 bin adetlik tarihi rekoru kırılacak. Ancak beklentiler lüks otonun 70 binin üzerine çıkacağı yönünde"
4) "Enflasyonun yüzde 9 olduğu bir ortamda memur, işçi ve emekliye bu yıl yaklaşık yüzde 6 oranında zam yaptı."
5) "Babacan’ın açıklamalarına göre Hazine 3 büyük proje için müteahhitlerin Türk bankalarından kullandıkları kredilere bugüne kadar 5.3 milyar dolar Hazine garantisi vermiş."
6) "TÜİK tarafından 2010 yılı 100 kabul edilerek oluşturulan sanayi üretim endeksi, şimdiye kadarki en yüksek düzeye eylül ayında çıktı. 2010 yılı ortalaması 100 olan endeks, bu yıl eylülde 129'a ulaştı."
7) "Emeklilik için prim günü dolmuş olup yaşı bekleyenlere emeklilik hakkı torbaya girmedi"
Bu haberleri "tesadüfi bir yığın olarak değil, fakat birbirine organik olarak bağlı ve birbirini koşullandıran şeyler" olarak değerlendirdiğimizde karşımıza belli bir azınlığın devletin kendilerine sunduğu destekten de güç alarak sürekli zenginleştiği, büyük çoğunluğun devletin yasa ve baskısının da yardımıyla kitlesel bir şekilde yoksullaştığı, diğer baskı türlerinin yanı sıra Kürt halkı üzerinde ulusal baskının da yoğun bir biçimde uygulandığı ve aslında tam da bu nedenlerden ötürü kendi sonunun koşullarını hazırlayan kapitalizm çıkmaktadır.

Barış Koşulları

Türkiye'de kapitalizmin dayattığı bazı barış koşulları:
- 12 yılda en az 14 bin 455 işçinin yaşamını yitirmesi,
- bu sayının kat kat üstünde işçinin sakat kalması,
- enflasyon karşısında sürekli eriyen asgari ücretler,
- her sene daha fazla zorlaşan yaşam,
- işsizlik (“res­mi­” iş­siz­le­rin sa­yı­sı­ 3 mil­yo­n, genç işsizlerin oranı %17)
- borç köleliği (takipteki kredi kart borcu 5 milyar 132 milyon TL)
- çocuk işçi sömürüsü (toplam 24.8 milyonluk istihdam rakamının 1.3 milyonu 15-19 yaş arasında - resmi rakamlara göre!)
- 1 yıl içerisinde cezaevine girip çıkan çocuk sayısı 10 bine yakın
- Kadına yönelik sistematik şiddet (2014’ün ilk 9 ayında 207 kadın cinayeti işlendi)

10 Kasım 2014 Pazartesi

Revizyonizm ve "Komünist" Partilerin Oy Oranları



Aşağıdaki grafikte yirminci yüzyıl Avrupası'nın belli başlı politik akımlarının aldıkları oy yüzdeleri verilmiş. Türkçe taramada rakamlar iyi çıkmadığı için aşağıya İngilizce'sini de koyuyorum.
Dikkat çekmek istediğim nokta Komünist Partilerin aldığı oylar.
Stalin döneminde iktidara oyla gelme hayali hiçbir zaman kurulmadığı halde Komünist Partilerin oy oranlarının sürekli arttığını görüyoruz.
Barışçıl geçiş hayallerinin kurulduğu ve seçimlerle iktidara gelinebileceği iddiasını taşıyan SBKP XX. Kongresi'nden (1956 yılından) sonra ise oylarda sürekli bir düşüş var.
Görüldüğü gibi revizyonist dönemde, Stalin dönemindeki faşizm ve savaş gibi güçlüklerin olmadığı, Komünist Partilerin mücadele sayesinde legalleştiği koşullarda "Komünist" partiler yılların itibarını yok ediyorlar.
(Kaynak: Terrens K. Hopkins, Immanuel Wallerstein, s. 221)




8 Kasım 2014 Cumartesi

Küba’da Sosyalizm Değil Kapitalizm Gelişiyor

Geçen ay açıklanan rakamlara göre “kendi hesabına çalışan işçilerin” sayısı Küba’da 476 bine çıkmış.

Ama Küba’daki partinin oportünist terimleriyle değil, gerçeğin gözünün içine bakan komünistler gibi konuşalım. “Kendi hesabına çalışan işçi” de ne demek? Burada sözü edilen düpedüz küçük burjuvazidir.

Burada asıl çarpıcı olan ülkede çok sayıda küçük burjuva olması değil. Ülkede gerçek bir komünist partisi varsa, gerçek bir proletarya diktatörlüğü varsa işçi sınıfı bu küçük burjuva kitleyi uzun vadede büyük ekonomik birimler halinde birleştirir, disipline eder, eğitir,  komünizme hazırlar.
Asıl sorun, genel iktisadi eğilim ve Küba yönetiminin bu iktisadi eğilime bilinçli olarak hız veren politikaları.

“Kendi hesabına çalışan işçi” sayısı 2010 yılında 157 binden 2014 yılında 476 bine çıktıysa, her sene seksen bin kişilik bir kitle küçük burjuvazinin saflarına katılıp bir miktar toplumsal sermayeyi parçalıyorsa, orada bir sorun vardır.

Marksizm-Leninizmin sosyalizmin inşasında küçük ölçekli üretime yönelik tavrı açıktır:

“Sosyalizm bütün toprak ve fabrikaların işçi sınıfının eline geçmesini talep eder; işçi sınıfı bütüncül bir planı takip ederek - dağınık ve küçük ölçekli değil - büyük ölçekli üretimi örgütleyeceklerdir.” (Lenin, Kalinin’in “Köylü Kongresi” Makalesine Ekler)

Lenin böyle diyor. Peki Küba Komünist Partisi bu yolu izliyor mu?

Hayır, bu yolu izlemiyor. Aslında tam tersi bir yolu izliyor.

 2010 yılında Raul Castro hükümeti 181 farklı dalda serbest meslek sahibi olmanın önünü açan yasayı onayladı. Amaç, “sosyalist Küba modelini güncellemek” ve “yeni çalışma biçimleri” ortaya çıkarmak, devletin ekonomideki rolünü azaltmaktı.

2011 yılında ise kapitalizmin gelişimi yönünde daha “radikal” bir karara imza atıldı. Devlet sektöründe çalışan bir buçuk milyon kişi 2015 yılına kadar işlerinden atılmış olacaktı. Gerekçe ise ilginç: “Üretimi ve verimliliği teşvik etmek”.

 Buradaki ideolojik iflas tablosu kararın yıkıcı ekonomik sonuçlarından da daha da kötü.

Sovyetler Birliği’ni yıkanlar da “verimlilik” adına kitlesel işsizliği savunmazlar mıydı? Bu, sosyalist sistemin kapitalist sisteme üstünlüğünü reddetmek, asalak burjuvaziyi işçi sınıfından daha üretkenmiş gibi göstermek yani düpedüz kapitalizm propagandası yapmak değil de nedir?

 2011 “reform”larının bir başka önemli özelliği de bu “kendi hesabına çalışan işçi” diye tanımlanan küçük burjuvalara sözleşmeli işçi tanıma hakkının gelmiş olmasıydı. Bu, artı-değer üretiminin, sömürünün önünün açılması demektir.

Demek ki Küba devleti sadece “kendi hesabına çalışan işçi”yle yetinmiyor, bir de başkalarının  hesabına çalışan işçiler de yaratmaktan çekinmiyor.

2013 yılının Aralık ayında bu sektöre kredi kolaylıkları sağlanacağı da açıklandı.

Bu “reformlarla ilgili daha ayrıntılı İspanyolca bilgi için: (www.trabajadores.cu/20141024/en-cuba-mas-de-476-mil-trabajadores-por-cuenta-propia/)

 Küba Ekonomi Bakanlığı’nın kendi yayınlarında ifade ettiğine göre beş yıl içinde bu sektörün tüm üretimin en az yüzde 40’ını yapması hedefleniyor.

Bu parti gerçekten komünist olsaydı tüm gücüyle meta üretiminin ve piyasanın alanını daraltmaya, toplumsallaşmış mülkiyetin ve üretimin alanını genişletmeye çalışırdı. Ama hiç çekinmeden ifade ettikleri gibi tam tersini, meta üretiminin etki alanını genişletmeye çalışıyorlar.

Ekonomi Bakanlığının açıklamasına göre “kendi hesabına çalışan” sektör durağan değildir, sürekli hareket halindedir ve sürekli “mükemmelleşmeye” çalışmaktadır.

Doğru, gerçekten de, Marx’ın Kapital’de gösterdiği gibi küçük üretim durağan değildir. “...küçük üretim, durmadan, her gün, her saat, kendiliğinden gelme bir tarzda ve geniş ölçülerde kapitalizmi ve burjuvaziyi doğurur. (Lenin, “Sol”” Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı)”.

Özellikle de devlet teşviği görüyorsa küçük burjuvanın bir kısmı çok daha hızlı büyür. Sayılarının dört yıl içinde 157 binden 2014 yılında 476 bine çıkmasının da dışında (ki bu rakam ekonomik olarak aktif nüfusu 5 milyon olan bir ülke için hiç de küçük bir rakam değildir) bunların toplumsal etkileri de hızla artması kaçınılmazdır. Biriktirilen, büyüyen her sermaye bürokratların satın alınmasını, böylelikle önünü açan yeni yasaların çıkmasını kolaylaştıracaktır.

Şimdiye kadar anlattıklarımız yerli burjuvaziye verilen teşviklerle ilgiliydi.

Bir de uluslararası sermayeye gösterilen kolaylıklar var ki, bu alanda yapılan reformların Çin ve Vietnam’da zamanında yapılan reformlardan ciddi bir farkı yoktur.

16 Nisan 2014 tarihli Yabancı Yatırım Yasasından söz ediyoruz.

Aslında Küba’da 1995 yılında çıkarılmış bir Yabancı Yatırım Yasası vardı.  Ama bu yasada uluslararası sermayenin hoşuna gitmeyen bazı maddeler vardı. Örneğin yabancılar ancak %49’luk bir paya sahip oluyorlar, geri kalan %51 devlete ait olacak biçimde karma şirketler oluşturmak zorunda kalıyorlardı, karlardan alınan vergiler yüksekti, kar transferi kolay yapılamıyordu. Buna rağmen yüzmilyonlarca dolarlık sermaye özellikle de turizm alanına girdi. Bu sektörün Küba toplumuna ne kadar zarar verdiği çok anlatılır.

16 Nisan 2014 tarihli Yabancı Yatırım Yasasında ise sağolsunlar, bu zorlukların hepsini elbirliğiyle kaldırmışlar.  (Yasanın İspanyolcası şuradan incelenebilir: http://www.granma.cu/cuba/2014-04-16/asamblea-nacional-del-poder-popular)

Artık yüzde yüz yabancı sermayeli firmalar kurulabilecek. Yasada yatırımcıya önemli güvenceler veriliyor.

4.1’inci maddede firmaların kamulaştırılamayacağı belirtilmiş.

7.1’inci maddede belirtildiğine göre yabancı firma istediği anda şirketini devlete satıp çekip gidebilecek. Başka deyişle, sermayeye sonsuz hareket serbestisi tanınmış.

32’inci maddede firmanın Küba’da üretim yapıp buradan ihracat yapabileceği belirtiliyor. Aynı maddede işçilikle ilgili olarak yabancı firmalara özgü düzenlemelere gidilebileceği belirtilmiş. Burası oldukça önemli. Çünkü Küba’nın limanları, yolları, elektrik sistemi vs. yabancı sermaye için hiç cazip değil. Tam tersine, bunların durumu Haiti dışındaki pek çok Latin Amerika ülkesinden kötü. 

Henüz ülkeye fazla yabancı sermaye girişi olmamış, deneyim birikimi yok, o yüzden yatırımcılar çekiniyor. O halde yabancı sermayeyi çekmenin tek bir yolu kalıyor: ucuz işgücü. Yabancı firmalar işçilerle Devlet İş Kurumu üzerinden sözleşme imzalayacak. Bu da, işi bilen uyanık burjuva için gizli bir mesaj aslında.

Çünkü devlet tarafından kontrol edilen ücret düzeyleri üzerinden anlaşılacaksa Kübalı işçi ayda 20 dolara çalışacak.

Bu da tıpkı Çin ve Vietnam’da yapıldığı gibi, başlangıç aşamlarında yabancı sermaye için son derece ucuz emek gücü tedariği demektir.

 İki maddeyi de hızlıca inceleyip bu konuyu kapatalım. 35. maddede yabancı firmaların kişisel gelir vergisinden, 41. maddede ise gümrük vergisinden muaf tutulacağı belirtilmiş.

Özetle Küba yönetimi içeride ve dışarıda burjuvaziye göz kırpıyor.

Bir sonraki adım nedir?

“Kendi işini kurmuş Kübalıların” ve ABD’nin Miami eyaletinde ikamet eden sürgün Kübalıların İnternetteki sızlanmalarını okumak bu konuda bir fikir verebilir.

Onların istediği yabancı sermayeye verilen hakların kendilerine de verilmesi. Vergi ve ihracat kolaylıklarından, kar transferi imkanlarından onlar da yararlanmak istiyor. “Yabancıya verdiğiniz izni biz Kübalılara neden reva görmüyorsunuz?” Söyledikleri budur.

Bu şartlar altında istediklerini yaptıracakları anlaşılıyor. Önlerindeki engellerin “verimlilik adına” bir bir kaldırılması muhtemeldir.

Son olarak, Çin emperyalizminin tüm bu reformları desteklediğini belirtelim.